Makinaların ‘Diş’lileri Arasında Sarı Şemsiyeli Bir Garip Âdem… - Cüneyt Karakuş Facebookta Paylaş Tweetle

Makina yağının bende yarattığı dokunma hissi, makinaları sadece uzaktan izlemeyi yeğ tutmama sebep olmuştur. Bunu söylediğim için makinalarla hiç çalışmadığım, emeği kendimce tanımlamak zorunda kalmadığım zamanlar olmadı sanılmasın. Yağ parçacıklarına da tutundum, yürüyen bantlarla ben de yürüdüm. Fakat sonunda en sevdiğim makinanın kamera; filmi bina edenin de insanlar ile makinaların uyumlu çalışması olduğuna inanmış olmalıyım ki Sûret, klasik anlamda emeği göz ardı etmeksizin, bir şemsiye fabrikasında çalışan Âdem’in hikâyesi olarak çıktı karşıma. Her ne kadar Sûret, ilk bakışta bir aşk filmi olsa da, ki aşk filmleri güzel ve elzemdir, benim için Âdem, sarı şemsiyesiyle sonbahar hüznü taşıyan bir emekçi. Sadece o değil kuşkusuz, etrafımızda bir sürü âdem, genellikle siyah şemsiyeleriyle, birbirinin aynı olduğunu fark etmeksizin ya da umursamaksızın yanımızdan yöremizden geçiyor. Hatta zihnimizi kapattığımız dönemler, bizler de onlardan olup kalabalıklara karışıyoruz. Bir taraftan siyah ve ketum şemsiyelerimizle su moleküllerinden korunurken, diğer taraftan başka yağmurlarla ıslanıyoruz. Üretim ve tüketim döngüsü, emek sömürüsünü arttırmaya devam ederken, biz de bu döngünün ‘diş’lileri haline evriliyoruz. Makinalar gibi ‘düşünmemeye’, makinalar gibi ‘tek düzeyliliğe’ itiliyor, bahsini ettiğim ve yücelttiğim insan-makina birlikteliğinden, makina-makina ayrıksılığına indirgetiliyoruz. Gelişkin bir robot misali, yürüyen bantlarla işe, markete, eve, işe, alışveriş merkezine, eve, işe, cumartesi gezmesine, eve, pazar kahvaltısına, eve gidiyoruz.

Neyse ki aşk var! Bütün sanat dallarının, edebiyatın, bilimin ve bilginin kaynağı aşk… Bu sayede, makinalaşmış bedenlerimiz, içine demir tozu karışmış yağlarımız bir süreliğine eriyor da, tekrar insan olduğumuzu hatırlıyoruz: Âdem de hatırlıyor, sarı şemsiyesiyle.

Cüneyt Karakuş

 

Facebookta Paylaş Tweetle