Barışın Önemini Savaşın İçinden Anlatmak - Murat Bay Facebookta Paylaş Tweetle

1-İlk defa gittiğimiz bir sahaya olan adaptasyon sürecinin, zorlukları en yoğun yaşadığımız dönem olduğunu söyleyebilirim. Alanı tanımak, can güvenliği açısından tehlikeleri belirlemek, alandaki kolluk kuvvetlerinin ve eylemcilerin toplam psikolojisini anlamak, sosyal çevreyi örgütlemek vs. Savaş koşullarının yarattığı paranoya çatışan tarafları yabancılara özellikle de gazetecilere karşı oldukça hassaslaştırıyor. Bu durum bazen bizlere tehtit ve şiddet olarak yansıyor.

Bölgede bir anda çatışmanın ortasında kalabiliyorsunuz. Bunu Silvan'da, Sur'da, Bağlar'da yaşadım. Bu çatışmalarda insanlar yaşamlarını yitirdiler yada yaralandılar. İdil'de keskin nişancılardan korunmak için cadde başlarında eğilerek yada koşarak geçiyorduk. Sur, Cizre, Nusaybi hangi birinden bahsedeyim ki ! Evinizde çocuklarınızla kahvaltı yaparken bile bir top mermisiyle başınızdan vurulabiliyorsunuz. Savaş korkunçtur, öyleki ateşlenmiş bir silah kurbanları arasında seçim yapmaz, vicdanı yoktur. İşte Cizre'de Miray bebek, Çınar'da  İrem bebek bu öfke deryası içinde yaşamlarını yitirdiler.

Savaşın içinde şiddet kendini tekrarlarken her defasında dozunu da arttırır. Yani şiddet intikam duygusuyla harmanlandığında karşımıza sokaklarda, buzdolaplarında bekletilen cenazeler, vahşet bodrumları ve ankarada patlaya bombalar olarak çıkıyor ... Bunlar bir çırpıda söyleyebildiklerim  ve inanın burada çok daha fazlası yaşandı, yaşanıyor...  

İşte böyle bir atmosfer içinde habercilik yapıyoruz. Barışın önemini savaşın içinden anlatmaya çalışıyoruz. Hakikat, barış zemininin oluşması için vazgeçilmez bir olgudur. Bölgede çalışan tüm gazeteciler böyle bir sorumluluğun, vebalin altındadır.

2-   Savaş medyasının yaptığı haberlerin çoğu gerçeği ya gizliyor yada çarpıtıyor. İnsanlar tanık oldukları olayların nasıl çarpıtıldığını televizyonlardan izlediğinde öfkeleniyor. Buna karşılık özgür basının baskı altınada çalıştığını, sansüre uğradığını, yasaklandığını da biliyorlar. Sesleri bu kaosun içinde kaybolup gitmesin diye bizlere, yaşadıklarını anlatmak istiyorlar. Hepsi çok ağır ve gerçek. Samimi olduğunuzu anladıklarında, evlerini sofralarını sonuna kadar açıyorlar.

3- Çatışmalar durdurulup barış zemini oluşturulabilir. Bunun için hala umut var ama çaba yok! Bölgede yaşananlar hafızalarda derin izler bıraktı. Şiddetle isyan çıkartıp sonrada bu isyanı bastırabileceğini düşünenler şunu da görmeliler, bölgede yetişecek yeni kuşak bugünleri dinleyerek büyüyor, büyüyecek. Siyasetin çıkrları gereği bir halkla istediğiniz zaman barışıp istediğiniz zaman savaşmazsınız. Toplam bir kırılma bütün halkları hem evlatlarından hem de özgürlüğün mahrum eder. Bunun bedelini hepimiz çok ağır öderiz. Bu durumun farkında olan herkes olacakların sorumluluğu ve vebali altındadır...

4- Bölgedeki savaşın sadece tanığı değiliz, anlattıklarım bizim de hikayemiz . Evlatlarını arayan analar bazen boynumuza sarılıp bizimle teselli olmaya çalışıyorlar. Bunu tariflemek çok zor. Şuan bile bombaların altında, enkazların arasında devam eden bir yaşam savaşı var. Açıkçası kendimle ilgili hiçbir tanımlamam yok. Belki de barış olur birgün, Sur'un, Cizre'nin, savaşın yok ettiği kentlerin sokaklarına doluşur yine  "abê sen kameracisan" diye soran meraklı çocuklar. Kapı önlerinde teyzeler çay ikram eder ve tazelenir işte  hayat.

Facebookta Paylaş Tweetle