Azad - Yakup Tekintangac Facebookta Paylaş Tweetle

Annesiyle birlikte İstanbul'a göç etmek zorunda kalan Azad'ın hikayesi; dört duvar arasında sıkışıp kalan Kürt bir çocuğun, bu duvarları aşarak dışarıya uzanmanın yollarını aramasını konu ediniyor Azad. Kelime anlamıyla da özgür demek. 

Bu topraklarda genelde ötekilerin özelde Kürtlerin özgürlükleri hep kısıtlandı. Türkiye'de hapse atılan gazetecilerin çoğunluğunu Kürt gazeteciler oluşturuyor. Siyasiler dönemine göre değişkenlik göstererek kolaylıkla hapse atılabiliyor. Birkaç ay önce Sedat Akbaş isimli bir genç telefonda Kürtçe konuştuğu için katledildi. Kürtçe eğitim hala yasak, bu eğitimi veren özel okullar da kapatıldı. Bir etkinlikte Kürtçe şarkı söyledi diye Hozan Aram Serhad tutuklandı. Batıda çalışan Kürt işçilere linç girişimleri aralıksız devam ediyor. Kısıtlama ve sindirme çabaları günümüzde zirveye çıkmış durumda. Tarihsel olarak kirli politikaların en bulanık halini yaşıyoruz. Kürt bölgelerinde darbe dönemlerini aratmayacak uygulamalar yeniden devreye sokulmuş durumda. Maalesef büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Bu bölgelerde başlatılan askeri abluka ile günlerce sokağa çıkma yasakları ilan ediliyor. Tabi bu savaşın içinde en fazla zarar görenler "Azad" gibi çocuklar. Yasakların başladığı ilk iki ayda yaşları en fazla 18 olan 44 çocuk öldürüldü ve bir tane dahi soruşturma açılmadı. Ve daha sayamadığımız bir çok insan hakkı ihlali... Neredeyse tüm muhaliflerin de bu çembere dahil edilmeye çalışıldığı böyle bir dönemde sanatın öncü gücünün çok önemli olduğunu düşünerek, daha sokağa çıkma yasakları ortada yokken Azad'ı çektim. 

Sanatın öncü gücü, savaşları durdurabileceği gibi barışı da getirebilir. Bazen insanlar o kadar reel-politik yaşama odaklanırlar ki onun dışına çıkıp kendilerine üçüncü bir gözle bakamazlar. Şimdinin içinde boğulup giderler. İşte sanat o "üçüncü göz" görevini üstlenip insanlarda bu beceriyi geliştirmeye, onları ayıltmaya yarayabilir. Bireyi ya da toplumu bu kısır döngüden çekip kurtarabilir. Ben sanatın bu gücüne inanarak öykümü kurdum.

Her ne kadar öykünün içinde Azad dört duvar arasındaymış gibi gözükse de, aslında onun özgür olduğunu anlıyoruz. Bireyi fiziksel olarak kısıtlasanız da, onun zihnini, ruhunu kısıtlayamazsınız. O kendi kendinin efendisidir ve özgürdür. Kürtler yıllardır kısıtlanmaya çalışılan bu özgürlükleri için mücadele ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Kültürünü özgürce yaşamak, dilini, müziğini, sözünü özgürce yaşamak için direniyorlar... Bu mücadeleyi bastırmalarını bırakın aksine direnişin gittikçe büyütüldüğünü görmek mümkün. Ben bu özgürlük meselesini ve direnişi fotoğraflarla estetize ederek anlatmak istedim. Azad bir bakıma özgürlük düşüncesinin ve kültürünün bir bedende vuku bulması ya da dışavurumu.

Bu anlamda Azad filmi, hem eve hapsedilen çocukların çığlığını temsil ediyor. Hem de bu çığlıkla, Kürtlerin yaşadıklarına sessiz kalanlarda empati yaratmaya odaklanıyor. Çünkü Kürt bölgelerinde tüm bunlar olup biterken, Türkiye'nin batısında hiçbir ses çıkmıyor. Kürtlere uygulanan bu tecride karşı kitlesel bir karşı duruş yok. Bütün bunlar Kürtler nezdinde hem toplumsal bir travma hem de büyük bir kırılma yaratıyor.

Oysa harç niteliği görecek filmler üreterek barışa destek çıkmak gerekiyor. Halklar gerçekten bunu hak ediyor. Ne de olsa, savaşın tüm kirli sonuçlarını gördük; kin, nefret, ölüm ve kandan başka bir şey getirmedi. Bir de barışın insanı yaşatan, yapıcı, birleştirici sonuçlarını deneyerek sanat ile özgürleşmeyi denemeli. 

 

Facebookta Paylaş Tweetle